BASINA VE KAMUOYUNA
Tarih: 5.03.2015 23:00:00| Okunma Sayısı: 840

BASINA VE KAMUOYUNA

 

1910 yılında düzenlenen Kadın Sosyalist Enternasyonel toplantısında Clara Zetkin'in  önerisi ile; 1857 yılında dokuma işçisi yüzlerce kadının, düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini, insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek ve eşit haklara sahip olmak için başlatmış oldukları mücadelede, yanarak hayatlarını kaybetmeleri anısına 8 Mart'ın Dünya Kadınlar günü olarak anılması oybirliği ile kabul edilmiştir. 16 Aralık 1977 yılında ise BM Genel Kurulu tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildi. O günden bu güne kadar  kadınlar eşitlik mücadelelerini arttırarak sürdürmüşlerdir.

Türkiye, 1985 yılında Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) ve  Avrupa Konseyi ülkelerince Mayıs 2011’de imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak parlamentosunda onaylamıştır. Ayrıca İstanbul sözleşmesi 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiştir. Ancak kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık geçen yıllarla birlikte artmaktadır ve devlet bu konuda sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmaktadır.Şiddetin engellenmesine yönelik uygulamada uzun ve kısa vadeli, çalışmalar yapılmamakta devletin kadına yönelik zihniyetinde bir değişiklik olmamaktadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair çıkarılan 6284 sayılı yasa ise, kanun uygulayıcılarının ataerkil düşünce yapıları ve kanunun uygulanması noktasındaki isteksizlikleri nedeni ile şiddet mağduru kadınları koruyamamaktadır.

 

Kadına yönelik şiddet sorunu erkek egemen zihniyeti ile çözülemez. Aile ve Sosyal ve Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’a soru sormak isteyen kadın hakları savunucusunun ağzı kapatılarak yaka paça dışarı çıkarılması, Cumhurbaşkanın “kadın erkek eşit değildir” söylemi, devletin kadın politikasına bakış açısını ve kadına yönelik şiddetin çözümüne yaklaşımını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.  Daha birkaç gün önce tecavüze uğradıktan sonra vahşice yakılan Özgecan, tam da bu zihniyetin toplumdaki yansımasıdır.   Dünyadaki ve Türkiyedeki kadına yönelik şiddet  ve önlenmesindeki isteksiz politikalar tüm çıplaklığı ile ortadadır.

 

2014 yılında kadına yönelik şiddet açısından Dünya ülkelerine baktığımızda da manzara hiçte iç açıcı değildir. Hindistan’da kadınlar kısırlaştırılarak katledilmiştir. İran’da Reyhaneh Cabbari tecavüzcüsünü öldürdüğü için idam edildilmiştir. Ukrayna’da 286 tecavüze uğramış kadın cesedi bulunmuştur. DAİŞ çeteleri tarafından Orta doğuda Kürt, Arap, Ezidi, Asuri ve Türkmen bir çok kadın tecavüze uğramış, öldürülmüş veya kaçırılarak köle pazarlarında satılmıştır. Çatışmalardan kaçan kadınlar ise Türkiye’de çok zor şartlarda yaşam mücadelesi vermektedir.

 

Kürt kadını günümüze gelene kadar çok boyutlu bir ezilme deneyimi yaşamıştır. Ezilmenin ve baskı görmenin başlıca kaynakları, toplumsal cinsiyet, etnik köken ve ırktır. Farklı bir etnik kökene sahip olan Kürt kadınları hem toplumsal cinsiyetleri hem de etnik kökenleri dolayısıyla ikili bir ezilmeye maruz kalmışlardır. Kürt kadınları, her alanda güçlenme stratejilerini kullanarak, özgün ve özerk örgütlenmelerini kurarak,  kendine hareket alanı açmış ve etnik kimliğine bağlı kalarak kendini aktif olarak yeniden tanımlamıştır. Kobane ve Şengal’de  DAİŞ çetelerine karşı  kadınların göstermiş olduğu direniş dünya tarihine geçmiştir. Kobani’nin özgürleşmesi kadın gücünün ve mücadelesinin  en büyük göstergesi olmuştur. 

 

Bu nedenlerle;

1-    Kadınının her türlü şiddetten korunması için; Resmen yürürlüğe giren İstanbul sözleşmesi kapsamında devletin sorumluluklarını derhal yerine getirilmeli, Türk Ceza Yasasında, kadına karşı işlenen suçlar ve cezalar yeniden gözden geçirilmeli, tanımlanmalı ve kadınlara yönelik şiddet kullanımında hukuksal temelde yasaklayıcı tedbirler geliştirilmelidir. Bu suçlarda haksız tahrik ve iyi hal indirimi yapılmamalıdır.

2-    Sözleşme’ye taraf devletlerce, sözleşme gereğince bir an önce şiddet gören kadınlara da mülteci olma hakkı verilmelidir. 

3-    Türkiye'de ve dünyada kadının insan haklarını koruma, geliştirme ve kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için mücadele eden tüm kadın kuruluşları, kamuoyu ve kadınlar birlikte bu mücadeleye katkıda bulunmalıdır.

4-    Ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda kadının önü açılmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşit yurttaş anlayışı devlet ve toplum yapısına hakim kılınmaya çalışılmalı ve bu anayasal güvence altına alınmalıdır.

Toplumsal yaşamın tüm alanlarına eşit katılım kadınlar için önemli olduğu kadar, toplumların demokratikleşme ve kalkınma süreçlerinin başarısı içinde önemlidir. Bu nedenle kadınların sorunları toplumun sorunudur ve çözümünde herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Kadınlara eşit hakların verilmesi dünya barışının güçlenmesi demektir.

 

 

                                                                  Şırnak Barosu Başkanlığı

                                                                 Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi

                                                            

                                                İHD Şırnak Şubesi Kadın Hakları Komisyonu

20.04.2018
AV. NUŞİREVAN ELÇİ
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.